Şapka kanunu ve idamlar

Ruh

yardim@
Staff member
#1
Bu 2 resim sosyal medyada bir kısım cahiller tarafından çok paylaşılmaktadır. Teknoloji çağında bile bu cehalet öyle ilerlemiş ki bu resimleri paylaşanlar arasında kamu görevlileri ve memurlar da yer almıştır.



Bu 2 fotoğraf İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgali altındaki Polonya’da çekilmiştir.
Fotoğraflara ilk olarak Jan Dabrowski’nin 1946 yılında yayınlanan Kraków pod Rządami Wroga 1939-1945 isimli kitabında yer verildi. Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgali sırasında gerçekleştirdiği toplu infaza ait bu fotoğrafın Plaszów-Prokocim tren istasyonunun yakınlarında 1942 yılında çekildiği söyleniyor.

İlgili arşiv adresi:


ŞAPKA KİMLER İÇİN ZORUNLUDUR

Madde 1) Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idare-i umumiye ve hususiye ve mahalliye ve bilumum müessesata mensup memurun
müstahdemin Türk Milleti'nin iktisap etmiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir.


14 Kasım'da Sivas'ta Hükümet'e hakaret dolu beyannameler duvarlara yapıştırılırken, 22 Kasım'da Kayseri'de Mekkeli ve Şeyh Sait gibi Nakşibendi olduğunu söyleyerek kışkırtıcılık yapan Ahmet Hamdi, halkı ayaklandırmak istedi. Özellikle Erzurum'da şapka giyilmesine karşı, Gavur İmam adlı bir hoca ile Hacı Osman adlı kişinin kışkırtması sonucu çıkan bir ayaklanma, 25 Kasım'da Rize'de, 26 Kasım'da Maraş'ta, 4 Aralık'ta Giresun'da çıkan ayaklanmalar İstiklal Mahkemesinin çalışmalarını yönlendirdiler.

İstiklal Mahkemesi, 24 Kasım Salı akşamı Kayseri'de ulaştıktan sonraki gün Dini, politikaya alet eden ve 1. Dünya Savaşı'nda da şüpheli çalışmaları görülmüş olan Mekkeli Ahmet Hamdi'nin yargılamasına başladı.

Kayseri halkını sarık sarmaya kışkırtan ve Şafi mezhebine ve Nakşibendi tarikatına mensup olan Mekkeli Ahmet Hamdi ve dört arkadaşı, Sivas'ta büyük bir ailenin şapka aleyhine, sarık lehine Sivaslıları uyardığını, Kayserilerin de hemen sarık sarmalarını istedi. Bunun sonucu olarak, kırk-elli kişi sarık sarınca görevlilerce tutuklandılar. Propagandalarında, kadınların yüzlerinin açılacağı, Kuran'ın kalkacağı, dul kadınların teşhir edileceği gibi gericiliğin en ilkel yöntemlerini kullanmıştı. Ahmet Hamdi'nin üzeri arandığında, üzerinde çıkan mektuplardan Nakşibendi Tarikatı'nın en ileri gelenlerinden 1924'te ölen Şeyh Bedrettin'in oğlu ve kardeşleriyle ve çeşitli tarikat üyeleriyle şüpheli görüşmeler yapmış olduğu anlaşılmıştır.

Soruşturmalar, ayaklanmanın etkenleri arasında Şeyh Sait ayaklanması sıranda ölen Palulu Şeyh Sadettin'in halife seçilmesinin etkili ve tutuklanan bu kişilerinde onun müridleri olduğunu gösteriyordu. Adı geçen Sivas'taki büyük Alim'in(!), yapılan araştırma sonucunda, aynı mezhep ve tarikat üyesi Sivas'lı Kemanlı Hoca adında birisi olduğu anlaşıldı. Ancak kaçtığı için tutuklanamadı.

İstiklal Mahkemesi, adı geçen mezhep ve tarikat üyelerinin Şeyh Sait ayaklanmasının kalıntıları olduğunu kabul ederek, soruşturmayı bu yönden yürütüyordu.

24 Kasım'da Erzurum'da halkın bir kısmı çarşıyı kapatıp, Valinin evinin önünde: ''Biz gavur memur istemeyiz'' diye bağırmışlardı ve polisin uyarılarına aldırış etmeyenlere karşı kuvvet kullanarak 27 kişi tutuklanmıştı. Olayı, daha önce casusluk yapmış, genel aftan yararlanarak serbest kalmış ve içlerinde bazı şeyhlerin de bulunduğu bazı kişiler çıkarmıştı. Hükümet Erzurum'da bir ay süreyle sıkıyönetim ilan ederek 24 Kasım 1925'te Meclis'e sundu ve kabul edildi. Ayaklanma ile ilgili ilk dava İstiklal Mahkemesi Erzurum'da bulunmadığı için Sıkıyönetim mahkemesince yapıldı. Suçlu bulunanlar İdama Mahkum edildi.

25 Kasım Çarşamba günü İstiklal Mahkemesi Sivas'ta kuruldu. Sivas'ta şapka aleyhine duvarlara asılan yazılar dolayısıyla bütün Sivas muhtarları yargılandılar. İlgileri görülmediğinden beraat ettiler.
Aynı suçla ilgili bazı belediye görevlileri de yargılandılar. Savcı sanıklar hakkında, ''Türkiye Devleti'nin şeklini tebdil ve tağyir amacıyla halkı ayaklanmaya kışkırttığı sabit'' olduğundan cezalandırılmalarını istedi. Suçu sabit olan İmamzâde Mehmet Necati'nin idamına, olayda tahrik ve teşvikleri görülen Şükrü oğlu İsmail ve arkadaşı beşer seneye, altı kişi onar seneye, Belediye Başkanı Abbas ve diğerleri yedi buçuk sene hapse mahkum edildiler. Diğerleri beraat etti. Mehmet Necati 28 Kasım'da asıldı.

Bu olaylarda Vali yardımcısının Belediye Başkanı ve üyelere şapka konusunda yaptığı uyarılara karşı Şeyh Ömer adındaki üye buna karşı durum almıştı. Şeyh Ömer Milli Mücadele sırasında muhalefet ve firara kalkışmış biri olan ''Hürriyet ve İtilaf Fırkası'' üyesi Şeyh Receb'in kardeşi idi. Duvara asılan bildiri ise Vali yardımcısına karşı Belediye Meclis üyelerinin direnmesinden cesaret alan Terakkiperver Fıkra ile ilişkisi olanlar tarafından yazılarak asıldığı anlaşıldı. Suçlu bulunan kişiler yargılanarak mahkum edildiler.

Kısaca.
Şapka takıp takmamak halk için zorunlu değildi. Şapka takmadığı içinde hiç kimse idam edilmedi. İdam edilenler halkı kışkırtan ve devlete şekil vermeye çalışan tarikatçılar, yobazlar ve gericilerdi.


Konuyu Mustafa Kemal Atatürk'ün 30 Ağustos'ta Kastamonu'da Türk Ocağında ki tarihi sözüyle kapatalım.

''Ölüleri yardıma çağırmak uygar bir ulus için yüzkarasıdır. Bugün ilmin, fennin, bütün kapsamıyla uygarlığın saçtığı ışık önünde filan yada falan şeyhin yol göstermesiyle maddi ve manevi mutluluk arayacak kadar ilkel insanların, Türkiye uygar topluluğunda varlığını kesinlikle kabul etmiyorum. Ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçekçi tarikat, uygarlık tarikatıdır.''
 
Last edited: